Deprecated: Function eregi() is deprecated in /customers/ilkbul.com/ilkbul.com/httpd.www/losso/mainfile.php on line 171

Deprecated: Assigning the return value of new by reference is deprecated in /customers/ilkbul.com/ilkbul.com/httpd.www/losso/includes/classes/class.cache.php on line 206

Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /customers/ilkbul.com/ilkbul.com/httpd.www/losso/mainfile.php:171) in /customers/ilkbul.com/ilkbul.com/httpd.www/losso/includes/rss/news.php on line 41
BARIS, DOSTLUK, YARDIMLASMA, DAYANISMA, SEVGI, KARDESLIK ve PAYLASIM NOKTASI http://ilkbul.com BARIS, DOSTLUK, YARDIMLASMA, DAYANISMA, SEVGI, KARDESLIK ve PAYLASIM NOKTASI BARIS, DOSTLUK, YARDIMLASMA, DAYANISMA, SEVGI, KARDESLIK ve PAYLASIM NOKTASI BARIS, DOSTLUK, YARDIMLASMA, DAYANISMA, SEVGI, KARDESLIK ve PAYLASIM NOKTASI Evo RSS 2.0 Parser 60 BARIS, DOSTLUK, YARDIMLASMA, DAYANISMA, SEVGI, KARDESLIK ve PAYLASIM NOKTASI http://ilkbul.com/images/evo/minilogo.gif http://ilkbul.com 94 15 Nuke-Evolution Powered Site en-us ilkbul@ilkbul.com 2010-09-08T05:47:02+00:00 hourly 1 2010-09-08T05:47:02+00:00 DOSTLARIMIZI DÜĞÜNÜMÜZE BEKLERİZ! http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=69 Tüm dostlarımızın yanımızda olması, bizleri onurlandırır!
Zülfiye & Yılmaz ÖZŞAHİN]]>
69@http://ilkbul.com evolution 2009-01-16T23:54:22+00:00 Posted by webmaster
„Düşkün“ Olanların Sesi, Gerçek İnanlardan Daha Gür Çıkarsa http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=68 Türkiye ve dünya tarihini inceledeğimizde, ne zaman aydın insanlar bir araya gelip, yokluğa, yoksulluğa bağnazlığa karşı birleşip, aydınlık bir gelecek için,  dayanışmaya ve ileriye yönelik adımlar atmışlarsa, bunların önünü kesmek ve başarılarını önlemek için, egemen güçler ve onların beslemeleri, salyalı ağızlarını sonuna kadar açarak, hemen bağırıp çağırmaya başlamışlardır.
Halktan insanlar, bu etkinlikleri ve bu yenilikleri ortaya atan aydınlara katılmasınlar diye, binbir oyun şekliyle birlikte, korku ve baskı türleri geliştirmişlerdir. Bu korku ve baskı türlerini de, kuklaları ya da  onların maşaları olan şarlatanlar, zübükler ve yanar-dönerler araclığıyla yayılmasını sağlamışlardır.
Bu şarlatanlar, halkın üzerindeki bu baskının oluşmasında, yerine göre devletin nüfuzunu, yerine göre ağa ve seyhlerin zulmünü ve en çokta dini alet olarak kullanmışlardır. Özel yaşamlarında, bukalemun gibi renkten renge giren bu kuklalar, insanların duygularını, inançlarını ve değerlerini sömürerek amaçlarına ulaşmak için her türlü yalan, iftira ve karalamadan da kaçınmamışlardır. Bunlar daha da ileri giderek, ırkıçılık „ya sev, ya terk et“ mantığı ile kendilerinden olmayanları düşman ilan etmişlerdir ve ediyorlarda… Kendi çıkarları ön plana çıktığında her yolu mübah sayan bu anlayış, bir gün sağcı, bir gün solcu, öbür gün dindar ya da başka bir görüntü ile ortaya çıkarak toplulukları nasıl kandıracaklarının yollarını aramaktadırlar.….
Bugün, bunun gibiler yine ortaya çıkıp, din adına fetvalar vermektedirler, daha da ileri giderek,  bazı dönemlerde yapılabilecek etkinliklerde yer alacak insanları afaroz edeceklerini bile söylecek duruma gelmişlerdir…
Bu kendini bilmez, şarlatan, dönek, düzenbaz, yanardöner (bukalemun), sahtekar, çıkarcı „zübük“lere şunu hatırlatmak isterim, alevilik adına fetva verebilmek için, önce, „ALEVİLİKTE DÜŞKÜNLÜK“ nedir sorusuna yanıt versinler, acaba kendileri bu kategoriye giriyorlar mı, bunu düşünsünler. Daha sonra alevilik adına (ya da başka bir inanış adına) konuşma haklarının olup olmadığının sorusunu sorsunlar kendilerine.
Aşağıdaki yazıyı okuduktan sonra da, Maraş’ta, Çorum‘da Sivas‘ta katliam yapanlarla kolkola, koyun koyuna gezip ve daha sonra alevilik üzerine inciler dizen bu hokkabazlara gereken yanıtın gerçek inananlar tarafından nasıl verildiğini de anlamış olacağız.
„Alevilik, temelinde insan sevgisi bulunan her dine, mezhebe, her inanca saygı duyan ve hoşgörü ile bakan, dil, din, ırk, renk , farkı gözetmeyen eline, diline, beline sahip olma ilkelerini şart koşan, insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle, kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, laik, demokrat, eşitlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, zalime ve zulme karşı gelen, mazlumun yanında olan, şeriatın bağnaz kuralllarına bağlı olmayan, ve onu reddeden, aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvası sevgi hamuru ile yoğrulmuş, Kamil ve erdemli insan yaratmayı ön gören, korkuyu aşıp sevgi ile tanrıya yönelen, edep ve ahlaklığı yaşamın temeline oturtan, insanı yücelten, kişinin ahlaklı ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, dini biçim ve şekil olarak değil, gerçek anlamıyla algılayan, dini bağımsız bir irade gücü evrimleştiren akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları Kırklar Cemi ile yürüten bir inanç sistemidir“.
Bunları okuduktan sonra, eğitim amaçlı yapacağımız bir toplantı ve eğlencenin arefesinde ortaya çıkan ve iyi niyetli insanlarımızın duygularını kendi çıkarlarına alet etmek isteyen „zübük“lere de en iyi yanıtın yine sizlerce verileceğine inanıyorum.
Üyelerimizin ve eğitime destek veren tüm dostların bu yapılacak geceyi amacına uygun olarak algılayacaklarından hiç şüphemiz yoktur. Ama birilerin bu kendini bilmez „zübük“lere dur demesi ve hatta daha da ileri giderek, inananların, alevilik innacına göre „DÜŞKÜNLERE“ dersini vermesi gerektiği düşüncesindeyiz.
Aleviliği bilen ve yaşayanlara, diğer inançlardan olan insanlara, siyaset ile uğraşanlara, insanlık için çaba harcayanlara seslenerek, şunu yinelemek istiyorum: Bu gibi BUKALEMUNLARI, DALKAVUKLARI, ÜÇKAĞITÇILARI, DOLANDIRICILARI, SOYGUNCULARI, SAHTEKARLARI, NAMUSSUZLARI, ŞEREFSİZLERİ kısaca ZÜBÜKLERİ içimizden temizlemediğimiz sürece, içimizdeki dargınlıklar, kırgınlıklar ve kışkırtmalar bitmeyececektir.
Daha da ileri giderek, yanlışları yapanların yanlışları yüzlerine haykırılmakdıkça, onlara gereken ders verilmedikçe, yaptıkları yanlarına kar kalacak ve doğrular yanlışların gölgesinde kalacaktır.  
İleri giden toplumlar, kendi „ZÜBÜKLERİNDEN“ hesap sordukları için bir adım daha ileri gidebilmişlerdir. Bizde kendi sahtekarlarımızdan, soyguncularımızdan, şarlatanlarımızdan… kısaca „zübük“lerimizden hesap sorabilir ve onları sorgulayabilecek duruma gelebilirsek, „namusluların sesi, namussuzlarınkinden daha gür çıkarsa“, işte o zaman bir adım ileri gitmiş oluruz.
„Zübük“lerin ve „düşkün“lerin zarar vermediği bir yaşam dileğiyle!.....
İsmail Özşahin
24.12.2008, Bergisch Gladbach]]>
68@http://ilkbul.com evolution 2008-12-28T12:55:56+00:00 Posted by webmaster
NURŞANİ' den HABER VAR! http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=67  
Ali Nurşani ve Engin Nurşani ile yaptığımız telefon görüşmeleri sonucunda biri güzel , biri kötü olmak üzere, iki olayı ilk ağızdan öğrenme olanağına kavuştuk. Bu her iki olayı siz değerli site izleyicilerimizle paylaşmak istedik.
Önce güzel haberle başlayalım ki içiniz ısınsın ve Nurşani’lerin sevincine ortak olun. Engin kardeşimiz geçirdiği ağır kazadan sonra, verdiği yaşam mücadelesinde galip gelmiştir ve hastahaneden taburcu edilmiştir. Şu anda ailesi ile birlikte Antepte’ki evlerinde kalmaktadır. Kendisine , ailesine, dostlarına ve tüm sevenlerine bir kez daha geçmiş olsun diyor ve çok  sevindiğimizi belirtmek istiyoruz.
Kötü habere gelince, sanırım hem içimizi sızlatacak hem de bu çağda yaşanan iki yüzlülüğün bir  örneği olarak bir daha tarihe yazılacak.
Engin’in Almanya’da ve bir Alman anneden doğma olduğunu, ayrıca Alman vatandaşı olduğunu herkes bilir.  Geçirdiği bu ağır kazadan sonra başına gelenler ise, ayrıca düşündürücü. Kazadan sonra annesi ve babası tarafından defalarca Alman Konsolosluğundan yardım talebinden bulunulduğu halde, kendilerine “oğlunuz Alman mı, çifte vadandaş mı, doğuştan mı Alman vatandaşlığını aldı yoksa sonradan mı” gibi  sorularla, ailenin sıkıntılarını anlamadan olayı geçiştirmye çalışmışlardır. Annesinin, “ben Almanım ve oğlumda doğuştan Alman” diyerek diretmesine karşın kendisine “olabilir ama, Almanya’da böyle bir kayıt bulunamadı” diyerek karşılık verilmiş, hiçbir işlem yapılmadan ilgisiz kalınmıştır.
Engin, Almanya’da herhangi bir işte çalışmadığı içinde, hiçbir sosyal güvenlik kurumunda kayıtlı olmadığı gibi, hastalık sigortası da bulunmamaktadır. Başına gelen bu acı olaydan sonra hem kendisi hemde ailesi büyük sıkıntılara düşmüşlerdir.  
Bu da yetmiyormuş gibi, sanatına ve sanatçısına  sahip çıkması gereken Türkiye, aileye borç seneti imzalatmadan, Engin gibi bir ses sanatçısının taburcu olmasına izin vermemiştir. Engin Alman vatandaşı da olsa, yaptığı işle Türk Kültürüne büyük hizmet sunmaktadır, bu yüzdende ödüllendirilmesi gerekirken, tam tersine kendilerine borç senetleri imzalatılarak adeta yeniden cezalandırılmışlardır.
Engin’in eski sağlığına kavuşması, yeniden sanatını icra etmesi ve yaşamını kazanması için belirli bir süreye gereksinimi var. Bu süre içerisinde Engin’in ve dolayısıyla ailenin sıkıntılarına ortak olunması ve ENGİN’in sevenlerin maddi ve manevi destekte bulunması gerektiğine inanıyoruz. Sevenler ve dostlar acı günde belli olur, şimdi dostlukların ve sevgilerin kanıtlanması gereken zamandır.
Dileğimiz, derneğimizin ve diğer yardım kuruluşlarının çabalarına destek olunur. Çağrımız ciddiye alınır, NURŞANİ AİLESİNİN bu sıkıntılı süreci en az hasarla atlatmasına destek olunur.
Bu yaşanılan sıkıntıları ve ikiyüzlülüğü, Nurşani Ailesinin yarın yapacağı basın toplantısı ile tüm ilgililere bir daha duyuracaklarını da bildirmek istiyoruz!
Unutmayalaım ki, SIKINTILAR PAYLAŞILDIKÇA AZALIRLAR, SEVİNÇLER PAYLAŞILDTIKÇA ÇOĞALIRLAR!
Bu olaydan dersler çıkarıp, paylaşmak dileğiyle!
İsmail Özşahin / Berg. Gladbach - 14.10.2008]]>
67@http://ilkbul.com evolution 2008-10-14T15:12:29+00:00 Posted by webmaster
YAŞAR KEMAL http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=66






Artık AB üyeliğine karşıyım

14 Ekim 2008






 


Murat TOSUN / FRANKFURT


 


















.hurriyet2008-detailbox-newslink { font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:none; color:#000000;}
.hurriyet2008-detailbox-newslink:hover { font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:underline; color:#990000;}


Ünlü yazar Yaşar Kemal, Türkiye’nin bu yıl onur konuğu olarak katıldığı Frankfurt Kitap Fuarı’nın açılışı öncesi bir Alman gazetesine verdiği demeçte "Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu" açıkladı.

Neue Osnabrücker Gazetesi’ne konuşan Yaşar Kemal, "Bir kaç yıl öncesine kadar AB üyeliğinden memnuniyet duyuyordum. Ancak artık AB üyeliğine bir anlam veremiyorum" dedi. AB’nin kendisini hayal kırıklığına uğrattığını kaydeden Yaşar Kemal, AB’nin dünya barışına katkı sağlayacağına da inanmadığını söyledi. AB’ye sert eleştirilerde bulunan Yaşar Kemal, AB’nin Rusya ve Gürcistan politikasının da umut verici olmadığını kaydederken, "AB, savaş çığırtkanlığı yapan diğer büyük güçlerden farksız bir görüntü veriyor" dedi.

AKP hükümetinin icraatlarına da değinen ünlü yazar, "Ilımlı İslam tabirini duyduğum zaman tüylerim diken diken oluyor. Bu Amerika’nın bir icadıdır. Ilımlı İslam yoktur. Daha doğrusu ılımlı din yoktur. Ya dine inanırsın, ya da inanmazsın" dedi. Batı gözlemcilerindeki AKP desteğiyle ilgili açıklamada da bulunan Yaşar Kemal, "Sadece AKP’nin Türkiye’ye daha iyi bir gelecek sağlayabileceği yönündeki düşünceyi saçma sapan buluyorum" dedi. Yaşar Kemal, Batı’nın Atatürk’le milliyetçileri aynı kefeye koymamasını istedi. Kemal, "Atatürk zamanının en büyük reformistiydi. Milliyetçiler ise modern Türkiye’nin önündeki en büyük sorundur" dedi.



]]>
66@http://ilkbul.com evolution 2008-10-14T15:08:24+00:00 Posted by webmaster
12 EYLÜL İŞKENCE YÖNTEMLERİ http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=65



















.hurriyet2008-detailbox-newslink { font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:none; color:#000000;}
.hurriyet2008-detailbox-newslink:hover { font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:underline; color:#990000;}



12 Eylül'ün inanılmaz işkence yöntemleri
Gazeteci Oğuz Güven'in 78 kuşağını anlattığı "Zordur Zorda Gülmek" adlı kitabında insanın kanını donduran işkence yöntemleri anlatılıyor.

12 Eylül 1980 darbesinin öncesi ve sonrasında "78 kuşağı" diye adlandırılan gençlerin yaşadığı trajikomik gerçek öykülerin yer aldığı kitap yeni öykülerle genişliyor.
3. Baskısını yine 12 Eylül'ün yıldönümünde yapan kitapta, bu kez Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan işkence yöntemleri de tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. İşte, Diyarbakır Cezaevi Gerçeğiyle Yüzleşme Araştırma ve Adalet Komisyonu raporundan akıllara durgunluk veren işkence yöntemleri:
FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları sökerdi. El ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat bırakırdı.

KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.

ZlNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla itilir. Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.

GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven kenarlığına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanıp kapı kapatılır, tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öyle kalırdı. Koşuşturulur,  zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşerdi.

AYAKTAN ASMA/TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan "tepe ol" komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın on kıtası okutulurdu.

KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın "yıkıl" komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır ve böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.

RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girip, "ranza altı ol" komutunu verince, koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerdi. Herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekiyordu. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kaldığından, gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlardı.

KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılırdı. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır, tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenirdi. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam ederdi.

KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir,  her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir, bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenirdi. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem tutuklular ayakta duramayacak duruma gelene kadar sürerdi.

SEHPA: Tutuklu gece koğuştan alınıp, koğuş koridorunda gardiyan ve subaylardan mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanırdı. Mahkeme, tutukluyu idam cezasına çarptırır, ikinci katın merdiven kenarlığına bir ip geçirilip, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır, tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.

COP SOKMA: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokardı. Sonra bu copu kendisine ya da bir başka tutukluya yalatırlardı.

ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.

LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilirdi.
 
KiTAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap verilir, tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulurken, diğer tutuklular bu sözcükleri tekrarlarlardı. Sabahtan akşama kadar yapılan bu işlem sırasında, tutuklular ayakta durmak zorundaydı.

MARŞ SÖYLETME: Cezaevinde bulunan herkes elli'yi aşkın marşı ezberlemek zorundaydı. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilirdi.

ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilirdi. Gardiyanın "öl" komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.

SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardı. En çok uygulananları şunlardı: Koğuşta kalan tutukluların eline beş adet sigara verilir, sigaraların tümü yakılarak devamlı ağzında tutulurdu. Gardiyanın "çek-bırak" komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir, sigaralar-filtreleri dahil- tutuklulara yedirilirdi. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, havasızlık ve dumanla boğulma ortamı yaratılırdı.

BANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya götürülürdü. Banyoda sabun kullanılmazdı. Hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılırdı. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır, "Yat-sürün" komutuyla tutuklular yerlerde süründürülerek koğuşlarına götürülürdü.

SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az beş kez sayılırdı. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçer, sayım talimi yaptırılır, yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol ile, çöker kalkarlardı.

GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulurdu. Nöbet sırasında devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vururdu.

LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır, İki kişi çırılçıplak soyundurulur, bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklardı. Gardiyanın "uygun adım marş" demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar, diğer tutuklular zorunlu olarak bunları izlerdi.

PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardı. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanırdı. Tutuklulara bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenirdi.

İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir, diğer tutuklulara, yerde yatan tutuklunun yüzüne işemesi istenirdi..

TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla tecavüz ederlerdi. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak birbirlerine tecavüz etmeleri istenirdi.

HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerliydi. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatardı.

VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek zorunda bırakılırdı. Aynı battaniyenin altında yatırılırlardı. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır, karavanadaki yemeklere karıştırılır ve bu yemekler tüm tutuklulara yedirilirdi.

AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerliydi. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktı.

KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktı. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara yukarıdaki işkence yöntemleri uygulanırdı.

GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlardı.

AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesine ve diğer görüşmelere gidip gelirken tutuklulara dayak atılırdı. Görüşlerde hiçbir şey konuşulmaması tembih edilirdi. Tutuklular avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlardı.
 
MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirlerdi. Elleri arkadan kelepçeli olurdu. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürlerdi.




hurriyet.com.tr]]>
65@http://ilkbul.com evolution 2008-09-12T15:11:07+00:00 Posted by webmaster
3 MAYISLAR http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=64 DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ: Birleşmiş Milletler, 20 Aralık
1993'te her yıl ''3 Mayıs''ın ''Dünya Basın Özgürlüğü Günü'
olarak kutlanmasını kararlaştırdı.
1481- Yedinci Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet öldü.
1920- TBMM'nin ilk icra vekilleri heyeti (bakanlar kurulu)
oluşturuldu. İcra Vekilleri Heyeti, 5 Mayısta Mustafa Kemal
(Atatürk) başkanlığında ilk toplantısını yaptı.
1934- Kayseri Uçak Fabrikasında yapılan ilk parti altı avcı
uçağından biri, 50 dakikalık uçuşla Kayseri'den Ankara'ya geldi.
1935- ''Türkkuşu'' Atatürk tarafından hizmete açıldı.
1950- Ali Naci Karacan'ın kurduğu Milliyet gazetesi yayın
hayatına başladı.
1951- Demokrat Parti Meclis Grubunda din eğitiminin
genişletilmesi istendi.
1959- Ressam Zeki Kocamemi öldü.
1960- Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel,
hükümeti uyarmak için Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes'e
mektup gönderdi.
1963- Şair, yazar Abdülhak Şinasi Hisar 75 yaşında İstanbul'da
öldü.
1979- Margaret Thatcher, İngiltere'nin ilk kadın başbakanı oldu.
1984- Paris'teki Ermeni Anıtı bombalandı, on üç kişi yaralandı.
Anıta Türklerin saldırdığı öne sürüldü. Saldırıyı ''Anti Ermeni
Örgütü'' üstlendi.
1986- Çernobil kazası sonrası oluşan radyoaktif bulutların
Türkiye'ye de ulaştığı ve bazı bölgelerde radyasyonun yedi kat
arttığı açıklandı.
2007- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 11. cumhurbaşkanının
seçilememesi halinde 16 Mayıstan sonra da görevine devam edeceğini
söyledi.
2007- TBMM Genel Kurulunda milletvekili seçiminin 22 Temmuz 2007
Pazar günü yapılması benimsendi.
2007- Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin oylamaya katılan DYP Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan partisinden ihraç edildi.
2007- AK Parti'nin, ''seçimlerin 4 yılda bir yapılması, cumhurbaşkanının
5+5 sistemi ve halkoyuyla seçilmesini'' içeren Anayasa değişikliği teklifi
TBMM Başkanlığına sunuldu.]]>
64@http://ilkbul.com evolution 2008-05-03T13:48:45+00:00 Posted by webmaster
2 MAYISLAR http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=63 1519- İtalyan Rönesansı'nı başlatan heykeltraş, mimar, mühendis
Leonardo da Vinci öldü.
1926- Atlantik'in iki yakası arasında ilk belgegeçer (belgeç-
faks) mesajı gönderildi. ABD'nin Londra Büyükelçisi Alanson
Bigelow Houghton'un, Augustus John tarafından çizilen resmi,
Londra'dan New York'taki New York Times bürosuna geçildi.
1938- Ordu Süvari Ekibi, Roma'da Milletler Kupası yarışlarında
altın Mussolini kupasını kazandı.
1939- Ankara'da 1. Neşriyat Kongresi toplandı.
1945- İtalya'daki Alman işgal birlikleri Müttefik ordularına,
Berlin'deki Alman güçleri Sovyet Mareşal Jukof'un birliklerine
teslim olmaya başladı.
1953- Uluslararası Tiyatro Enstitüsü Türkiye Merkezi kurucuları seçildi.
1972- Pele'nin de oynadığı Brezilya şampiyonu Santos futbol
takımı İstanbul'a geldi. Santos ertesi gün Fenerbahçe'yi 6-1 yendi.
1972- ABD'den alınan TCG Oruç Reis ile TCG Uluç Ali Reis
denizaltıları törenle donanmaya katıldı.
1973- Lübnan ordusunun Filistinli mültecilere saldırmasıyla
Lübnan iç savaşı başladı.
1982- Falkland'da İngiltere-Arjantin savaşı başladı.
1984- F-16 uçaklarının Türkiye'de yapılması için anlaşma
sağlandı.
1986- Birinci Uluslararası Asya-Avrupa Sanat Bienali, Ankara
Devlet Resim ve Heykel Müzesi'nde açıldı.
1992- Cumhurbaşkanı Turgut Özal, ABD'de prostat ameliyatı
geçirdi.
1995- Genelkurmay Başkanlığı, Çelik Harekatı'nın 43 gününü
değerlendirdi. Harekatta 555'i ölü, 568 terörist ele geçirildi.
1999- Fazilet Partisi'nden Merve Kavakçı, milletvekili yemin
törenine türbanla girdi. Olay Mecliste protestolarla karşılandı
ve Kavakçı yemin ettirilmeden TBMM Genel Kurulundan çıkarıldı.
2007- TBMM Genel Kurulunda, AK Parti'nin gündeme ilişkin grup
önerisi kabul edildi. Buna göre; cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili
1. tur 6 Mayısta yapılacak. 1. tur oylamada toplantı yeter
sayısında 367'ye ulaşılamaması halinde ilk tur 9 Mayısta yenilenecek.
3. tur 12 Mayısta, 4. tur ise 15 Mayısta yapılacak.
2007- AK Parti'nin, genel seçimin 24 Haziranda yapılmasını öngören
yasa değişikliği teklifi TBMM Başkanlığına sunuldu. YSK Başkanı
Muammer Aydın ise seçimlerin 22 Temmuzda yapılabileceğine ilişkin
görüşlerini TBMM Anayasa Komisyonuna bildirdi.]]>
63@http://ilkbul.com evolution 2008-05-03T13:46:43+00:00 Posted by webmaster
1 MAYIS larda YASANANLAR! http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=62 1707- İngiltere, Galler ve İskoçya, Büyük Britanya olarak birleşti.
1889- ''1 Mayıs'' işçilerin ortak bayramı olarak kabul edildi.
1908- ''Don Camillo''nun yaratıcısı, İtalyan mizah yazarı ve
karikatürist Giovanni Guareschi doğdu. ''Don Camillo'' dizisini,
Burhan Felek Türkçeye çevirmişti.
1925- Kıbrıs, İngiltere kolonisi oldu.
1932- Ankara'da Milli Sanayi Sergisi açıldı.
1941- Orson Welles'in yönettiği ''Yurttaş Kane'' filmi ilk kez
gösterildi.
1948- Hürriyet gazetesi, Sedat Simavi tarafından İstanbul'da kuruldu.
1959- CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Uşak'ta, sayıları bine yaklaşan
kalabalığın saldırısına uğradı. İnönü, atılan taşla yaralandı.
1964- Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü kuruldu.
1975- Vietnam Savaşı sona erdi.
1977- İstanbul'da Taksim'deki 1 Mayıs mitingi sırasında çıkan
olaylarda 37 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.
1984- DGM'ler 8 ilde göreve başladı.
1988- Karikatürist ve tiyatro sanatçısı Altan Erbulak 59 yaşında
öldü.
2003- Bingöl'de 6.4 büyüklüğündeki depremde 176 kişi öldü, 521
kişi yaralandı.
2004- Avrupa Birliği, Polonya, Slovenya, Slovakya, Macaristan,
Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya, Letonya, Malta ve Güney
Kıbrıs Rum yönetimini saflarına katarak 25 ülkeye ulaştı.
2007- Anayasa Mahkemesi, CHP'nin, Cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur
oylamasında, toplantı yeter sayısı için TBMM'de 367 milletvekili
bulunmadığı gerekçesiyle açtığı davada, ilk tur oylamayı Anayasa'ya
aykırı bularak iptaline karar verdi ve yürürlüğünü durdurdu.
2007- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, genel seçim tarihini öne
almak için TBMM'ye başvuracaklarını söyledi.
2007- Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Nuri Ok'un emekliye
ayrılmasıyla boşalan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcıvekili Abdurrahman Yalçınkaya'yı seçti.]]>
62@http://ilkbul.com evolution 2008-05-03T13:43:49+00:00 Posted by webmaster
1 MAYIS http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=61 İs
 
 
 
 
Istanbul"da 1 Mayıs, beklendiği gibi polisin uyguladığı şiddet görüntüleriyle başladı. Günlerdir başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve İstanbul Valisi Muammer Muammer Güler"in yarattığı korku havasıyla 1 Mayıs"a giren işçiler sabahın erken saatlerinde saldırıya uğradılar. Şişli"de kutlamalar için Abide-i Hürriyet Caddesi Nakiye Ergül Sokak"ta bulunan DİSK Genel Merkez binasının önünde toplanan gruba polis saat 06.30 sıralarında müdahale etti. Polis burada toplanan işçilere gaz bombalarıyla saldırdı. DİSK binasının içine de atılan bombadan birçok işçi etkilendi. Daha so ... / 02 Mayıs 2008]]>
61@http://ilkbul.com evolution 2008-05-03T13:39:16+00:00 Posted by webmaster
Tarihte Bugün http://ilkbul.com/modules.php?name=News&file=article&sid=59
1915- ''Hilal-i Ahmer''in adı ''Kızılay''a çevrildi.
1936- Mısır'da Kral Fuad'ın beklenmeyen ölümü üzerine 16 yaşındaki Prens
Faruk kral oldu.
1945- İtalyan diktatör Mussolini ve metresi Clara Petacci, kurşuna dizildi.
1950- Nightingale Hemşire Koleji İstanbul'da açıldı.
1960- İstanbul Üniversitesinde çıkan olaylarda, Orman Fakültesi öğrencisi
Turan Emeksiz öldü. İstanbul ve Ankara'da sıkıyönetim ilan edildi.
1963- Topraksız köylüler Adana'da yürüyüş yaptı.
1975- CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Erzincan'da taşlı ve silahlı
saldırıya
uğradı.
1979- Sovyetler Birliği'nin ilk uçak gemisi Kiev 28, İstanbul Boğazı'ndan
geçti.
1980- Abdi İpekçi'nin katil zanlısı Mehmet Ali Ağca, İstanbul'daki
yargılamada gıyabında idama mahkum edildi.
1988- Ermeni terör örgütü ASALA'nın kurucusu Agop Agopyan, Atina'da kimliği
belirlenemeyen iki kişi tarafından öldürüldü.
1993- İstanbul'daki Ümraniye çöplüğü, biriken metan gazı yüzünden patladı;
39
kişi öldü.
1999- Terör örgütü elebaşı hakkındaki iddianamede, Abdullah Öcalan'ın idamı
istendi. Öcalan, İmralı Adası'nda cam kafeste yargılanacak. İddianamede,
terör örgütüne destek veren ülkeler de tek tek sayıldı.
2003- Kıbrıs Rum kesimi ile serbest geçişler çerçevesinde 25 binden fazla
Rum, KKTC'ye geldi.]]>
59@http://ilkbul.com evolution 2008-04-28T22:53:32+00:00 Posted by webmaster